Bayadır yazı yazmıyordum, müziğe ve filmlere kaptırmıştım kendimi. Yazı yazmak için düşünmek gerekiyordu ve bu aralar düşünmekle pek aram yoktu. Son düşüncelerim O'nu unutmamaya çalışmaktan ibaretti.
Unutmak istemiyordum, böyle bir güzellik unutulmamalıydı. İnsan aşık olduğunu hep ayrılınca anlarmış. O acının adı aşkmış. Böyle bir acı yaşamamıştım galiba. "Dünle beraber gitti cancağızım" O giderken sadece bakakalmak, gitme dur diyememek beni ne kadar derinden üzdüyse eminim onu da o kadar üzmüştür. Elim kolum bağlıydı... Önüne geçemeyeceğim, engel olamayacağım bir nedeni vardı. Haklıydı.
Ben sustum, o sustu. Sessizce içimizde fırtınalar koparak severek ayrıldık. Hangi neden beni sevdigimden ayırabilir diye düşünürdüm biri böyle şeyler anlattığında. Seversem sonuna kadar arkasında dururum derdim. "Sevgiyle yapılan hiç bir şey, insana zarar vermez"di, Candan Erçetin'in ninni şarkısında geçen mısra "korkmaksızın seveceksin" diyordu.
Ama hayat şartları... Neden ayrıldınız diye soranlara hayat şartları diyorum. İsyan etmiyorum bu hayat şartlarına, baştan bildiğimiz şeylerdi. Sonu görülebilen şeylerdi. Bana düşen "benim aşktan anladığım yaşananlar kar saydığım, kalbim sen de kaldı kır gitsin" den başka birşey değildi. Konuşma hakkım bile yoktu. Konuştu dinledim, tek bir kelime etmedim. Konuşmayınca güya dik durdum, tepki vermedim, normal karşıladım, soğuk kanlıydım. Pehh bi de bana sorun. Günler geçtikçe sinirlendim, "bana ne yaptın çocuk" dedim.
En sevdiğim şeyi de aldı, müzik dinleyemez olmuştum. Karın ağrıları verdi bana... Kokusu sinmiş t-shirt bırakmıştı arkasında. Odamın bir yerinde duruyor, çamaşır sepetine girmeyi bekliyordu. Kokusu azaldıkca paniğe kapılıyordum, hatıralarımızda aynı hızla silinmeye başlıyordu. Bana mutluluk veriyor diye, giden birinin hatıralarına sarılıyordum. 1,5 ay geçmesine rağmen hergünü yeni ayrılmış (hafif geldi bu kelime) terkedilmiş gibi bir nevi "groundhog day"mişcesine baştan yaşıyordum. Hergün öncekinin aynıydı, ses yoktu, yeterince tanımıştım olmayacaktı zaten.
Ben olsam birşeyler yapardım sevdiğim birini terkediyorsam bir şekilde bu acıyı da beraber sırtlamaya çalışırdım. En kötü ihtimalle kavga eder ayrılırdım ki aklından kolay silinsin. Değişimimden korkuyorum, bu tecrübe benimde başkalarına aynı şekilde davranmama yol açabilir. Biz ne acılar çektik senin ki yanına bile yaklaşamaz, çatt ayrılıyorum senden! olaylarına girebilirim. Ben sana geldiğimde böyle değildim. Neden beni daha kötü, taş kalpli bir insan yaptın demezler mi adama. En azından buna hakkın yoktu. En azından yılbaşı arifesinde aradığımda o telefonu açacaktın. En azından meşgulsen geri dönecektin. En azından bir mesaj yazacaktın. Aklıma takılmana gerek yoktu o gece. Bir hata mı yaptım ben olaylarına girmeyecektim ki daha once hal hatır sorardık. Artık mis kokan t-shirt üm çamaşır sepetinde. Bunları yazmamı tembihleyen de o. Artık herşeyiyle unut dedi. Kendine gel yeni müzikler kitaplar filmler oyunlar keşfet, kendine zaman ayır dedi. Uçaklara konsantre ol, işini düzgün yap dedi.
İş demişken artık nereye aidim bilmiyorum. Bi avrupa yakası(AHL), bi anadolu yakası(İSG). Ömrüm yollarda geçiyor(trafik trafik). Havaalanında çalışmanın en güzel yanı, sabah serviste geldik mi diye uykulu gözlerle etrafa degil gökyüzüne bakıyorum. Uçak göremezsem daha var diyorum uyumaya devam ediyorum, uçak görürsem yönüne bakarak havaalanının ne tarafta olduğunu, irtifasını da (yüksekliğini) gözüme kestirip varış için ne kadar süre kaldıgını tahmin ediyorum.
Şirket değiştiriyorum dolaylı yoldan, işler yolunda giderse geri kalan ömrümün önemli kısmını yurtdışında otel odalarında yöreye ait içkileri yudumlayarak geçireceğim.
Dip not: Yılbaşı arifesinde telefonu açmayarak bana iyilik yaptın, kendime gelmemi sağladın. Yoksa o t shirt benimle konuşmayacak, beni kendime getirmeyecekti. "Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.."
Bugün doğumgünüm 12 yaşındayım.
Herhangi bir kişinin ölümü, bu en yakınınız olsa bile insanın kişiliğini bu denli değiştiremez. Herhangi bir insanın dışında tutabileceğim liderler var tabii ki, onlar dünyayı değiştirmişlerdir, yakarak yıkarak o coğrafyadaki insanlığın tarihini (haklı ya da haksız demiyorum). Bir şehrin yıkılması ise o şehirdeki insanların anlam veremedikleri şekilde sahip olduklarını feda ederek değişimlerine yeniden doğuşlarına sebep olmuştur. Öfke duyarlar; inandıkları, sahiplendikleri bir vizyon bir düşünce ya da ülkeleri için olsa ses çıkarmazlar. Ama neden durup dururken kendi hallerinde yaşarken o sıcacık evler yıkılır, hayatlar altında kalır anlam veremezler. Bunadır bütün öfkeler, çıldırışlar, isyanlar.
Peki ya ben o günden sonra daha nasıl inanabilirdim hayatın güzel olduğuna. İnsan hayatından vazgeçiyor bitsin bu çile diyor; su sırasında, gaz sırasında, yemek sırasında beklerken. Elleri üşüyor kimse tutmuyor çokta umurumda diyor, ellerini cebine sokup başını öne eğiyor. Yüzü rüzgardan donuyor, ısıtacak tek bir yer bile olmadığından sesini çıkartmıyor. Sanıyorlar ki esen soğuk rüzgardan dolayı gözleri doluyor, o rüzgara inat uzakları görmeye çalıştığından gözleri ıslanıyor.
Etraf yıkılmış binalarla dolu.
Jeneratörle çalıştırılmış bir tv ye denk geliyor tek başınalığın öyküsünü dinliyor tvde. Sanıyorlar ki içecek su bulamazken tvde kadeh kaldıranlara isyan ediyor. Asla! Tv dekilere içerlemesinin sebebi daha 2 gün önce aynı hayatı kendiside yaşıyordu şimdi ne oldu da bu kare bu kadar uzaktı ona. Onu hatırlıyor da ona isyan ediyor. Neden ben diyor !
Ergenliği kırılmışlar o sokakta top oynarken ne mutlulardı. Artık kimse top oynamıyor o sokakta. Herkes o sokak dışında düzce dışında nerede yaşayacağını planlamaya çalışıyor.
İzmitten okuldan gelmiş daha eve gireli 5 dakika olmamıştı. Yine o çatırtı ta derinlerden, ağlayacaktım o çatırtıda. Kabus olsun bu dur dur sallama diyordum içimden. Endişeleniyordum hayır hayır bir daha olamaz olmamalı diyordum. Zaten ev orta hasarlı. Annem ablam evde içindeyiz bu evin üstümüze yıkılacak diyor, annemle ablama bakıyordum. Çok endişelilerdi. Belki son kezin bakışıydı bu, son bakıştı. Durdu sandık ama yanılmışız. Kendimizi zor attık dışarı vücut olarak. Beynim çoktan iflas etmişti, öfkeye çıldırışa yenik düşmüştü. Yeni biri doğmuştu. Susmaya karar vermişti, kendi başına kalmaya, bir canı olduğunun farkındaydı alsalarda içi yanmazdı artık. Alınmıştı çünkü, mutluluğun bir daha yüzüne yakışmayacağını biliyordu. O gece sogukta ateş başında tek başına uyumuş uyandığında paçaları yanmış sönmüş, pantolonu ayazdan kapkatı kesilmiş ama kendisi üşümüyordu. Yemek bulabilmek için eve girmiş eve girdiğinde depremden önce hazırlanmış olan masanın yerle bir olduğunu görmüş, karnı guruldamıştı.
Herkes walkmanden haberler için radyo dinlemeye çalışırken o son pilleriyle hep şarkılar dinlemişti.
Hoparlörlere pil bağlayıp herkes dinlesin istemişti ama ayıplanmıştı.
Kendi kendine konuşmuş, içinden şarkılar söylemişti, ve asla hayal kurmamıştı. Akışına bırakmış artık hiçbir şeye müdahale etmiyordu. Ara ara öfke patlamaları yaşıyor, kendiliğinden sakinleşiyordu.
Ergenliğime inildiğinde bunlar var, aklımdan çıkmıyor. Benim gibi binlercesinin hayatı bu şekilde değişti, ülke geneline yayılmış durumdayız. Ve yenileri geliyor bu son depremle.
Şehirler yıkılır
Hayatlar altında kalır
Aslında cezalandırılanlar geride kalanlardır
Bi de gidenler vardır. Asla unutulmazlar!
"Dokunsam ağlar mısın düşünüp o yılları?"
Nefes almadığımı hissettim. Nefessiz kalmıştım. Ne zamandan beri hatırlamıyorum. Hala nefes alamadığımın da farkındayım. Sadece birgün içerisinde 3 kere nefesimi tamamen hissetmiştim. Soluk bir yüz... Hiç daha önce soluk bir insan yüzü görmemiştim. Uyuyor gibiydi. Korku yoktu içimde. Ölümlerden korkmuyordum. Lisede yalnız yaşarken korkmamayı öğrettim kendime. İnsanın başına gelebilecek en kötü şey yakının ölmesiydi, kendimi buna alıştırdım. Ona göre yaşadım. Dayımın vefatından bir hafta önce eniştem vefat etmişti. Ben gidememiştim ama herkes oradaymış. Cenaze günü soğukkanlıydım geniş ailemizde son günlerde siyahın moda olmasından bahsetmiştim. Ama otobüste şehirlerarası giderken kız gibi ağlamıştım. Hatıralardı beni yıkan. Kuzenlerimin üzüntüsüydü beni üzen. O soluk yüzü görünce nefesimi hissetmiştim.
Eve vardığımda herkes oradaydı, o kadar hızlı gelmiştim ki hızımı kesemiyor selamlaşmalardan taziyelerden daha onemli birşey yapmam gerekiyor da hızlı davranıyormuş gibi yapıyordum. İçim sıkılıyordu eve girmek istemiyordum. O manzarayı görmeyi ne kadar ertelersem o kadar iyi gibi geliyordu. Hazır hissettiğimde içeri girdim. Yengeme ve yaşıt kuzenime sarıldım, söyleyebilecek tek bir söz bile bulamadım. Dilim tutulmuştu. Diğer odaya arkadaşlarının eşlik ettiği büyük kuzenimin yanına gittim. Beni görünce sarıldı, hep seninle gurur duyardı. Senden bahsederdi dedi. O an nefesimi hissettim. Soluksuz kalmışım gibi yeni uyanmışım gibi. Demek istedim hayatımda önemli bir yere sahip Dayımı hep örnek aldım, izinden gidiyorum ve gideceğim. Ama diyemedim, diyemedim... Bundan dolayı ömrüm boyunca pişman olmayacağım,
Dışarı çıktım güya nefes alacağım, yaktım bir sigara binanın kenarında içiyorum. Kafamı kaldırıp baktım o perde. Karşı apartmanda yıllar önce içerisinde dolaştığım halısına çıplak ayak bastığım, mutlu olduğum o daire. Perdeler hala kırmızımsı. En son kavgamızdan önce taşınacağından bahsediyordu. Hala orada yaşıyor olabilir miydi? Ya da perdelerini çıkarken bırakmıştı belki bana inat. Ama nefesimi yine hissettim. Onca zamandır aşk bana hala uğramamıştı. O ise bu yaz evleniyordu. Umarım aşkı tekrar bulmuştur ve mutlu olur...
Uzak durmak istediğim bir filmdi "adını sen koy". Sebeplerimden birincisi film müziği olarak kullanılan müziğin yerinin bende özel olması, Melih Kibar'a ait olan "sessiz veda" bestesinin üzerine sözlerin yazılması ve sade bir piyano ile eşlik edilmesi. Piyano ise koskocaman bir orkestranın kanının son damlasına kadar parçalanarak çaldığı bir bestenin üstesinden gelmek için özellikle nakarat kısımlarında solistin sesinin önüne geçerek çok sert vuruşlar yapması. Kore filminin amerikalılar tarafından tekrar çekilmesi gibi olmuş. Bu besteye söz yazıldığını ve yine Demet Sağıroğlu tarafından seslendirildiğini daha önce duymuştum ama bulup dinleyememiştim. Belki bu halidir filmde yer alan. Sözler fena değil hikayeye uygun. Sebeplerimden ikincisi ise Eskişehir'de çekilen bir aşk hikayesi; imkanı yoktu illa benim geçtiğim yollardan geçeceklerdi, oturduğum kafelerde laflayacaklardı, birbirlerini illa o porsuk manzaralı bir yerlerde bekleteceklerdi, belki aynı yerlerde vedalaşacaklardı...
x : adını sen koy
y : olmaz.adı bende saklı
izlememin sebebine gelince belki tesadüf belki içgüdü detaylı incelemedim bu durumu. Belki bu anımla bir alakası vardır...
İznim sebebiyle annemin evindeydim. Telefonumda bedava dakika olduğunu bilen annem arkadaşlarını sudan bahanelerle arar durur. Yine telefonumu istedi (Mesajlarını okuyordur akıllım diyenleri duyabiliyorum)bıdıbıdı yı arayacağım telefonunu verir misin dedi. Numarayı söyle çeviriyim dedim. Aldım numarayı hemen mesaj attım. "Merhaba bıdıbıdı. arayan annem."
Eski kız arkadaşımı arıyor. Annelerimiz arkadaştı. Aramız berbat kötü... Neyse telefon açıldı, hal hatır sormalar falan, hazırlanıyorum ben bu arada, kesin annem telefonu bana verecek mevzuyu çakturmamak için uzun uzun konuşacagız 55398. kez barışacağız(arkadasca), her zaman olağan birşeydi bu. Ama bu seferlik çark kırılmıştı.
-hayırlı olsun bıdıbıdı, nişanlanmışsın annenden öğrendim.... Düğün ne zaman?
Ohhaaaa diyebildim içimden gözlerimi patlatarak ve agzımı yamultarak. Annem telefonu verecek diye yaklaşmışım, kaçacak delik bulamıyorum şimdi. Ne olur şarj bitsin hat kesilsin nefes alamıyorum. Kızardım mı acaba diyorum, annem konuşurken bana bakıyor. Umursamaz davranıyorum ulan normal insan böyle yapmaz ki diyorum. Pencereden dışarı bakıyorum, hadi kapansın diyorum. - Anne selam söyle diyeceğim diyemiyorum. İç sesimle sohbet ediyorum. Ne diyelim hayırlı olsun diyelim diyorum ona. O da bende mutlu olmalarını isterim diyor. Anlaşıyoruz. Mutlu oluyoruz. Düğün gününe full mesai diliyoruz
"Ben bunları kimseye anlatmadım
Kendimle bile konuşmadım."
Kendime daha yeni yeni geliyorum. Dün akşam işten eve geldiğimde kendi başıma kalmışlığımı kutlayacaktım. Çoğu zaman kendi başımayım ama bu sefer ki başkaydı. Bu aralar monotonlaşan hayatımda eski monotonluklarımı özlediğimi farkettim. Sadece müziklerimi dinlemek o melodilerde dikkat dağıtacak hiçbir şey olmadan kaybolmayalı uzun zaman olmuştu. Öyle bir gece geçirmek için ufak çaplı bir alışveriş yaptım. Birşeyler atıştırdıktan sonra Bülent Ortaçgil'in son albümünü açtım. İşte bu ya dedim içimden.
"Adını düşürenlere üzülsen değmez
Sesini kaybedenlerin bir şarkısı olmaz
Kararımı çoktan verdim
Denize doğru"
Şarkı seçerken susadım bi bira kaptım geldim dolaptan facebookta mesajım var mı diye baktım. Daha açacağa elimi atmadan okuduğum bir ileti paylaşımı elimin havada kalmasına sebep oldu. "Acilen bu gece babannem için b rh+ kan lazım". Hemen aradım adres aldım; şişli etfal.
Fazla zaman harcamadan evden apar topar çıktım. Önce minibüsle avcılar sonra metrobüsle mecidiyeköy. Minibüste telefonla konuşurken bir amca kulak misafiri olmuş bende geliyim kan veriyim dedi. Şaşırdım, ama ne yazik ki kan grubu tutmamıştı.
Hastaneye vardığımda epey geç olmuştu saat. Neyseki ameliyatı sabaha aldıklarından biraz daha zaman vardı. Kan testi yaptılar önce, bir saat sürdü sonuçların çıkması. Saat iyice geç olacaktı anlaşılan arkadaştan ve gruptan uzaklaşarak olur da başım döner eve gidemezsem diye yakındaki arkadaşlarıma haber veriyordum sana gelebilir miyim diye. Üniversitedeyken acil bir hastaya kan verdiğimde kendimden geçmiştim. Bayılmadım ama sadece karşısı ufak bir kısım aydınlıktı, etraf kapkaranlıktı ve aşırı terliyordum. Biraz tecrübeli olduğumdan olabileceklere karşı önlem almak istiyordum. Öyle birşey olsa arkadaşımın ailesi zaten göndermezdi, ayrıca şehir dışından akrabaları gelecekti hem bi de benle mi ilgileneceklerdi, rahatsız etmek istemezdim.
Arkadaşları arıyordum sırayla, şanssızlık o açmıyor bu açmıyor şu geç gelirim eve diyor, başkası müsait değilim diyor.
O tarafta oturanlar kendi keyiflerinde. Biraz daha batıya gelince, o 3 5 saatlik dilimde napıyorsun diye arayanlara söylediğimde atla gel veya alırım ben seni dert etme gibi laflar duydum. Zaten aklımda çok geç olursa aile evlerinden uzaklaşmak için arkadaşımda kalacağım deyip taksiye atlar otele giderim diyordum. Ama sinir olmuştum. Evime gidecektim saat kaç olursa olsun. En sevmediğim şeydi medet ummak... O zaten sinir bozucuyken bir de mırın kırın edilmesi "zamanı geri alayım a.q bu konuşma geçmemiş olsun" dememe sebep oldu.
Zaten metrobüs sabaha kadar var dedim kendi kendime avcılara giderim oradan taksiye atlarım. Sonra taksime içmeye gidince kalacak yer hiçbir şekilde sorun olmadığı aklıma geldi. İçkici pezevenkler dedim sonra, burdan yanlarına mı geçsem acaba diye kendi kendime espiri bile yaptım.
Kan alımı umduğumdan iyi geçti hızlı, acısız, rahat... Bittikten sonra bir anda soğuk terler attım tabii, 15 dakika uzandım alkol kokladım ama kararma, baş dönmesi olmadı hiç.
Ayağa kalktım turp gibiyim. Eskisi gibi baş dönmesi, mide bulantısı, kararma olmamıştı. Arkadaşımın annesi hayatta göndermem oralara bu gece bizde kal dedi, çokta ısrar etti ama rahatsız etmiyim giderim dedim. Gitmeyi unut bizdesin diye defalarca söylendi. Yemek, yatma, duş planları bile yapılmaya başlanmıştı. Arada tabii meyve suları çikolatalar, birini bitiriyorum diğeri açılıyor. Sonrasında bir şekilde ikna ettim Beşiktaş tarafında arkadaşım var ona gidiyorum dedim. Fiyuu diye uzaklaştım.
Metrobüs taksi yapıp eve geldim.
Değerini bil senin için bak nerelerden geldim dedim eve.
O da sevindi olan bitenden habersiz açtı kapılarını bana.
"Benim Hüzünlü Orospularım" kitabın adı buydu ve boktandı Kimse kazara bulmasın diye atıvermiştim bir yere. Şimdi bile bulamıyorum, oros.u b ile mi yazılıyordu yoksa? :/ Hep karıştırmışımdır. Bu 3 kelime aklıma dank etti az önce.
Kendi eski sevgililerimi düşündüm. Hep hüzünlü olarak düşlediğimi farkettim. Arasam ne çok sevinirler diye tebessüm ettiğimi. Sonra belki sevgilisi falan vardır şimdi aklına girip karıştırmıyım, kurduğu dünyasını alt üst etmiyim. Sonra kendime hak verip umarım şu an mutludur diye onu anımsadığımı. Hala bana aşıklar sanıyormuşum çoğunu. Mutsuz olduklarını. Güneşli bir günde hafiften gökyüzüne baktıklarında yüzlerinde oluşan tebessümün sebebi olduğumu. Müzik dinlemek, film izlemek için aradıkları yegane insan olduğumu. Daha iyisini bulamayacaklarını...Peh!!!!
Dünyanın değişiminden dolayı herkesin değişmesi gerektiğine inanan ben onları zamanda asılı bırakmışım hep!
Nasıl böyle bir salak düşünce bende yer etmiş anlamıyorum. Hayretler içerisindeyim. Ayrıca bu davranışlar etki-tepki prensibine göre bana geri dönüşlerini şu an düşünüyorum ve haklılarmış.
Bir tanesi çok sağlam dönmüş mesela. Dostluk kurulmuş yıllar sonra; ben bu şekilde mutlu ol mutlu ol terapisi yaparken bir anda kızın çılgına dönmesi HEM DE SEBEP YOKKEN sonrasında ağzıma sıçılması, headshotlar atılması, bileğimin burkulması, tekme atılması, tükürme, çemkirme, cimcik, tırnak arasına kürdan sokma gibi eylemlerin haklılığını şimdi anlıyorum.
Bense o zaman etrafta -ya ben ne yaptım şimdi- modundaydım. Meğer bilinçaltına işlemeye çalışırken bilinci yerindeymiş. Onun bana fiziken yaptıklarını ben onun ruhuna yapıyormuşum meğer. Kendini beğenmiş bir insan değilim halbuki. Diğer insanları beğenmediğim zamanlar oluyor ara sıra.
Şu an aklıma birkaç tane daha geldi, benim şu an kendimde çözdüğüm olayı hepsi de çözmüş. İnsan kendinin içinde olunca bu tarz yaptığı puştlukları göremiyor galiba. Başkalarına bu konularda tavsiye verirdim oysa ki. Sebepsiz biten dostluklarım bu yüzdenmiş. mutlu ol mutlu ol terapileri...
Rüyamda,
Hızlıca merdivenlerden çıkıyorum etraf biraz kalabalık herkeste bir telaş var. metro çıkışı olabileceğini tahmin ettiğim ama daha önce hiç görmediğim bir yerdeyim. Merdivenler demirden, beton yapı gözüme çarpmıyor hiç. ama yerin altındaymışım gibi bir his var içimde, ya da yanılıyorumdur bir an önce oradan kurtulmak istediğimden dolayı yerin altı gibi hissetmiş olabilirim. Yukarı çıkmak istiyorum bir an önce. Yürüyormuş numarası yapıp koşmaya çalışıyorum merdivenlerden çıkarken. Merdivenin ortalarına gelmişken bir karaltı görüyorum ve kendimi bir anda yerde buluyorum. Düşüyorum, etrafımda hiçbir şey göremiyorum. Fazla sürmemiş olsa gerek 1 bilemedin 2 saniye sonra gözümü açtığımda kafama silah tutmuş bir polis görüyorum. Yüreğim ağzıma geliyor. Polis iri yapılı bir siyahi kendinden emin bir hali var. Sanki doğru adamı yakalamış gibi! Bu beni daha da korkutuyor. Ne suç işlediğimi bilmiyorum belki suç bile değildir, şu anki dünyadan çok farklı gibiydi çevremdekiler. Ama kabullenmek ya da inkar etmek için vaktimin olmadığını biliyorum. Silahı gülümseyerek daha da kafama yaklaştırıyor. İnfaz edileceğimden hiçbir şüphe duymuyorum, etraftaki insanlarında bakışları da bu olaya gayet normaldi. Sanki her zaman olan birşeymiş gibi son derece sakin bir şekilde gösterinin kendileri açısından mutlu sonla bitmesini bekliyorlardı. Kalp atışlarım inanılmaz derecede hızlı atıyordu. Bunu hissedebiliyordum rüyada olsa.
Sonra bir yerden ses duyuldu "çocuğu bırak ne sizden ne bizden." Sesin geldiği yeri seçebiliyordum ama kimse gözükmüyordu. Sonra nasıl oluyorsa biliyordum! Ben tarafsızdım... Birgün bununda başıma geleceğini bildiğimi hissediyorum. Seslenen adamın yüzünü görmesemde onun beyaz olduğunu biliyordum. Bense taraf seçmeyen ya da seçemeyen ya da doğası gereği ikisinin arasında kalan esmer bir insanım. Bundan pişmanlık duyuyorum o dakika. Çözümü varmış da ben yapmamışım gibi üşengeçliğimden yakınıyorum. Tekrar siyah polise döndüğümde yüzüme daha da yaklaştığını hissediyorum. Sesin geldiği tarafa hiç bakmamış olması beni tedirgin ettiği gibi, tedirginliğim geriye doğru adamın bakışlarından kaçmama neden oluyor. Polis nefesini hissedebileceğim yakınlıktan sesini yükselterek
......................
Burda bant kopuyor. Birşeyler söylediğini hatırlıyorum ama ne söylediğini hatırlamıyorum ama negatif birşey olduğunu hatırlıyorum. Cezalandırılmam gerektiğiyle ilgili bir cümle söylüyordu.
Nasıl bir dünyaydı burası? Etrafımdaki yüzlerin siyah mı beyaz mı oldugunu hiç hatırlamıyorum. Sadece polisin siyahi oldugunu biliyorum. Çocugu bırak diye
seslenen diger polis çocuk diye hitap ediyor hangi zamanda geçiyor bu rüya? 10 15 sene önce mi? Tarafsız kalmamam gerektiğini öğütleyen bir rüya, ne saçma!
Bu rüyanın aklımda kalmasının sebebi soluk soluğa kalarak inanılmaz bir kalp atışıyla uyanmam olabilir galiba.
Rüya bitmedi aslında kalp atışlarım dayanamayarak kaldırdı uykudan bedenimi, ilk defa görsel bir şöleni erken terk etmiştim. Hep sonunu merak edeceğim...
Üşengeçliğimden pişman oluyordum, artık ertelememeli miyim hayatı?
Çok çok yakın bir zamanda arkadaşlarla oturmuş keyifleniyoruz dışarda.
Sohbetin bir kısmında insanların zamanla değiştiklerini söyledim.
Biri hayır değişmezler dedi.
Eskisi gibi değiliz hiçbirimiz dedim değişim kötü birşey değil ki diye devam ettim
Yok dedi ben hiç değişmedim.
Dünya değişirken onu sadece izleyemezsin sende değişmelisin dedim
Hatta saçma bir örnek verdim alakasız eskiden yapıp şimdi yapmadıgım görmezlikten geldiğim bir hareketimi söyledim.
Neyse biraz daha tartıştık kelimelerimi bulamıyordum. Tünelin ucunda ışık var ama ifade etme sıkıntısı yaşıyordum...
Aşka inanıp inanmadığını sordum?
Uykudan yeni uyanmış sevgilinin ilk derin nefesi çekip çıkışındaki fısıltı kadar sıcak bir evet dedi.
-En son ne zaman aşık oldun?
Gözlerini kısıp yukarı bakarak geçen yazdı galiba dedi. Anlatmak istediği çok şey var gibi gözleri parlıyordu. Muhtemelen yeni ayrılmışlardı.
-Peki aşk nasıl birşey?
Biraz sessiz kaldı düşündü. Aşk... kelime bulamıyorum bambaşka birşey dedi. Ayrılığını hatırlamış gibi yüzü ekşidi biraz daha sonra.
-İnsanın dünyasının değiştiği doğru mu aşıkken?
Dünya ne demek evren değişiyor. Güneş, ay, çöp kutusu, pipet, gök gürültüsü herşey bambaşka anlamlar taşımaya başlıyor.
-Aşk insanları değiştiriyor mu sence?
Onu bu yolculuğa bir evet için çıkardığımı anladığındaki "evet" ses tonu beni suçlar gibiydi...
İstediğimi almıştım... Erkekler mantıklı, kızlar duygusal
Böyle içten şarkı söyleyen başka biri daha var mı acaba? İlla ki. İddialı cümlelerle etkilemeye çalışıyorum sizi. Şarkıyı direk yaşayarak söylüyor, şarkı boyunca sanki kendi vücudunu bir saz gibi kullanıyor ve uygun notalarına basıyor vücudunun. (cilve böyle birşey olsa gerek)
Sıradan olmayan birgün de dersten çıkmış günün yorgunluğuyla arkadaşlarımın yanına gidip çimlere uzanmıştım. Yattığım yerde bacak bacak üstüne atmış gökyüzündeki uçak ve helikopter gösterilerini izliyordum. Kafa mı dinliyordum uçak sesiyle. Kimse karışmıyordu bana keyifleniyordum yavaş yavaş. Sahnede sound check yapılıyor davulun sesine göre ayağımı sallıyordum. Sabahı olmasa da günün devamı güzel geçecek gibiydi. Yüzümde yavaştan bir tebessümün oluştuğunu hatırlıyorum, birşeyler umut aşılıyordu. Gökyüzüne dalmışken birden o sesi duydum kafamı kaldırdım sahneye baktım. Sahnedeki Aslı'ydı! Has... dedim. Döndüm arkama, sorumu soramadım herkes konseri arka fonuna yerleştirmiş keyiflerdeler. Tekrar sahneye döndüm, tilki gibi kulaklarımı o yöne çevirdim gözlerimin yanıltabileceğini düşünerek. Kaçırmak istemediğim bir konserdi ve bir şekilde ben yine oradaydım, kaçırmıyordum konseri, gerisi konseri ne zaman sandığım falan umurumda değildi. Taptaze albümü ilk defa canlı olarak dinliyordum yattığım yerden. Sahne önünde öyle büyük kalabalıklar yoktu, dinleti gibiydi. Böylesini çok sevmiştim. Aslı'nın sahnede dansı, duruşu, içtenliği, çıkışları, sesini kullanışı; hele ki "Tüm şehir ağladı"yı öyle bir söylemişti ki bir an önce kız arkadaşımı şehirden sepetleyip arkasından bu şarkıyla efkarlanmak istemiştim.
Bir arkadaşımı yalnız bırakmamak için hiç adlarını duymadığım ama eğlenceli olabileceğine kendimi inandırdığım konserin çıkışında kafam şişmiş müzikte seçici olmanın ne kadar önemli olduğunun farkındalığıyla servisi beklerken bi kızla tanıştırıldım. O da aynı servisi bekliyormuş. Sessiz sakin yanyana bekleşirken servis geldi bizim arkadaşlar arka kapı tarafında oldukları için direk o kapıya yöneldiler. Bizse kalabalığın yönlendirmesiyle ön kapıya yöneldik. Otobüse bindiğimde bizimkilerin yanına yönelecektim ki dolmuş taşmış arka taraflar. Bana bakan bir çift gözün ait olduğu vücudunun oturduğu koltuğun yanındaki koltuk boştu. Az önceki kızdı yanına oturdum. Gülümseştik o da konserden sıkılmış olmalı ki kulaklıklarını taktı camdan dışarıyı izlemeye koyuldu. Kulağıma gelen melodilerden nasiplenmeye bir an önce konser etkilerini kulağımdan silmek istiyordum. Sonunda nazikce kulaklıklarından birini bana uzattı ve pek hoşuna gitmeyebilir ama dinlemek ister misin diye sordu. Bende konserin onunda hoşuna gitmediğini düşündüğümden bu konserden daha beter olamaz dedim. Aynen diyerek içimi rahatlattı. Ama ilk iki şarkıyı herkesin beğenerek dinleyeceği şarkılardan seçmişti, mp3 playerını kendi haline bıraktığında çalan şarkılardan belliydi. O şarkılarda güzeldi. Sözlerini anlayabildiğim Yesterday's mistake çalmaya başladı daha önce dinlememiştim. Etkileyiciydi şarkı ama bittiğinde tekrar çalmasını isteyemedim şarkının adını da inince sorarım diye aklımdan geçirdim. (atladığım konu inince yanımda olacakmıydı acaba aynı yerdemi inecektik? hiç aklıma gelmemişti) Diğer şarkıları da dinlemek istiyordum zevkine güvenmeye başlıyordum...
Çaldı çaldı çaldı aklım o şarkıda kaldı. Otobüs yavaş yavaş boşalıyordu. Bizimde boşaltma vaktimizin geldiğini arkadan seslenmişti arkadaşım. Kulaklığı uzatıp teşekkür edecektim ki dur bende iniyorum dedi. Kulaklığı vermeye çalışırken mp3 playerını tutmam için o bana verdi. Çantasında telefonunu aramak için.
İndik otobüsten kısa süren bir sohbet içinde şarkının ismini ve söyleyenini öğrenmiştim ama sadece şarkının ismini aklımda tutabildim.
Tanıştığım kızın ismini hatırlamazken
Geçen sevgililer gününde dark vader kostümü giyip bir günlüğüne de olsa dark side a geçmek istemiştim.
İzleyiciler
Hakkımda
- CuRock
- Küçükken oyuncaklarımı parçalardım, büyüdüm geliştim. Artık uçakları parçalıyorum, sonra tekrar topluyorum...
