Lise yıllarımın başlarıydı yazılarını keşfetmem. Haftasonu eklerinde yazardı ve diğer köşe yazarlarına göre onun köşesini okumak beynimi rolantiye alarak akışına bırakmak gibiydi. Sonra her gün yazmaya başladıysa da zamanla okumayı bıraktım. Onun gibi sosyal kendi yaşadıklarımdan yazmak ve gülümsetmek isterdim amma velakin nedense beynimi biraz daha yormak istiyorum galiba, ki yazdıklarımı gözden geçirince başka bir moda girmişliğimi farkettim.
Hayatımda samimi olduğum onlarca arkadaşım oldu. Herşeyi paylaştığımız ama bir şekilde hep yollarımız ayrıldığı. Geriye hep etkiler kaldı. Onların bende, benim onlarda düşünce ve davranış aktarımlarım. Gün gelecek illa ki ben yazmaktan vazgeçeceğim sizler de okumaktan. O gün geriye sadece ara sıra girip baktığım bir sayfa kalacak, orada görmek istediklerimi tekrar okudugumda beni şaşırtmalı düşüncelerim, bunu kesin bir yerden araklamışımdır diyebilmeliyim kendime.
Bazen insan kendini uzaylı gibi hisseder etrafına bakar kimse kendisine karışmıyor o da kimselere karışmıyor. Duyarsızlık diz boyudur. Başkalarının hayatına ufak bir dokunuşun aslında kendi hayatına dokunuş olduğu gerçeği şimdiden iki kişi eder. Dokunulan hayat ise illa ki başka hayatlara da dokunur iyi ya da kötü. Ama kendimize dokunulmasını asla istemeyiz, büyüklerimizi eski kafalı olarak görürüz çünkü ufkumuzu genişletemiyorlar sadece iyi ya da kötü arasındaki farkları anlatıyorlar onca senelerdir saygıdan sevgiden bahsedip dururlar. İstisnalardan bahsetmek istemiyorum. Hep sert çıkışlarımız "senin iyiliğini düşünüyorum"la bastırılır.
Yakın bir zamanda büyüklerimle kavga etmedim ama yazı buraya geldi nedense...Daldan dala saatlerce yazabilme ve konuşabilme yeteneğine sahip olduğumdan, asıl konuma geçmek istiyorum.
Babamın evinde unuttuğum, seneler önce doğum günümde hediye edilmiş olan Emre Kongar'ın "12 Eylül Kültürü" adlı kitabını her rastladığımda biraz okurum. Aynı konuları defalarca okumama rağmen her seferinde yeni şeyler dikkatimi çekiyor. Türkiyemizde yaşanan güncel olaylara göre algıda seçiciliğim konulara göre artıyor galiba. Bu sefer dikkatimi çeken bir vatanseverin yumruğunun nedeni idi...
Anarşinin Temeli
Türkiye'de ortaöğretimin en önemli özelliği aktarılan bilgilerin çoğunlukla yanlış ve zararsız oluşuna karşılık, diplomaya çok büyük önem verilmesidir. Bu çok önemli çelişkiye ek olarak, bilgi aktarma yönteminin son derece kötü ve bıktırıcı olduğunu söylersek, bir öğrencinin karşı karşıya kaldığı trajedinin genel boyutlarını belirlemiş oluruz: Öğrenci, hiçbir işine yaramayacak ve yanlış bilgileri edinmek için toplum tarafından yapılan çok büyük bir baskı ile karşı karşıyadır ve yanlış olsa, yararsız da olsa bu bilgileri öğrenmesi zorunludur.
İşte anarşinin temeli burada yatar: Çocuklara öğrettiğimiz toplum ile içinde yaşadıkları toplum farklıdır . Üstelik çocuk okulda öğretilen toplumu da içinde yaşadığı toplumu da doğru dürüst öğrenememiştir: İçinde yaşadığı toplumu da doğru dürüst öğrenememiştir. Çünkü vakti olmamıştır. Okulda öğretilen toplumu öğrenememiştir. Çünkü dersler hem anlamsız ve yararsızdır, hemde kötü öğretilmektedir.
Bütün bunlara karşılık öğrenciye müthiş bir vatan kurtarma ve vatan için ölme (ve dolayısıyla öldürme) ideolojisi aşılanır. Biraz sosyal-piskoloji bilenler için durumun dehşeti ortadadır.
Ölmeye ve öldürmeye hazır, ama vatanı nasıl kurtaracağını bilmeyen bir vatansever gençler ordusu Türkiye'yi bir kan gölüne çevirebilir. Nitekim yakın geçmişte çevirmiştir de.
Kendi kendimizi aldatmayalım: 12 Eylül öncesi günde ortalama yirmi kişiyi öldüren tüm katiller yabancı ajan ve vatan haini mi idi sorusuna dürüst cevap verelim. Ben korkutucu cevabı açıkca vereyim: Bu katiller vatan haini oldukları bilinciyle değil, vatansever bilinci ile cinayet işliyorlardı. Kendilerine sorduğumuz zaman, vatanı satmak için değil, vatanı satanları öldürmek için cinayet işlediklerini (inanarak) söyleyeceklerdir. Sol için de sağ içinde doğrudur bu yargı.
Peki bu katiller nerede eğitildi? Moskova'da, Pekin'de, Washington'da ya da başka ideolojik odaklarda mı?
İçlerinde oralarda eğitim görmüş olanlar varsa da, hepsi için bu geçerli olamaz. En azından bu cinayet salgının ardındaki tüm kişiler yurt dışında eğitilmiş değillerdir.
O zaman acı gerçeği kendi kendimize itiraf edelim: Bu anarşistleri, bu teröristleri, bu katilleri biz yetiştirdik, biz ürettik. Bunun temelinde hiç kuşkusuz ortaöğretimimiz yatıyor. (Burada ilköğretim ile yükseköğrenimin, ortaöğretimden bile kötü olduğunu derhal belirtmeliyim...)...
Emre Kongar, "Ortaöğretimimiz Anarşist Yetiştiriyor" adlı bölümünden, 12 Eylül Kültürü, s.197
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
İzleyiciler
Hakkımda
- CuRock
- Küçükken oyuncaklarımı parçalardım, büyüdüm geliştim. Artık uçakları parçalıyorum, sonra tekrar topluyorum...

0 yorum:
Yorum Gönder